İlmek

Sen çok güzel bir hikâyeydin.
Öyle boylu, öyle esmer, öyle güzel… nefesin de güzel kokardı. Öptüğümden biliyorum.
Güzel bir hikâyen vardı; beni de ortak ettin. Güzeldi. Teşekkür ederim.
Tenin bebek gibiydi. Genceciktin. Sen çok güzel bir hikâyeydin.

Bunca teranenin arasında yine de sen, çok güzel bir hikâyeydin.
Ama ayakları yere basmayan…
Hiçbir gerçekliği olmayan. Önü yok, arkası yok, iddiası yok.
Kimseye faydası yok; sadece eğlencelik, vakit geçirmelik, kimseye zararı olmayan, varlığıyla yokluğu bir olan bir hikâye.
Biraz gerçekliğin olaydı diye içlendiğim olmadı değil hani. Lakin sen bir hikâyeydin.

Bazen, kimselere hissettirmeden, bir kaç kısa an tanıdım kendime; seni başka bir gerçeklikte hayal etmek için.
Hayat etrafımda tüm gerçekliğiyle tenime değerken, gözüme girerken, kulağıma duyulurken
ben kimselere hissettirmeden hayale dalmadım değil.
Çok uzun uzadıya değil; bir kaç nefesten uzun değildi hikâyeni andığım. Uzun kirpiklerine rağmen.

Nihayetinde hikâye ya… gerçek gibi davranamadım.
Oysa sen çok güzel bir hikâyeydin.

Çok klişe âşık oluyor insanlar, fark ettin mi?
Ya okul sırasında bellek koyuyorlar ya yemekhane sırasında.
Kütüphanede tanışıp evlenen arkadaşlarım var.
Gazete ilanı ve görücü usulünü hiç anmayacağım bile, teşrif ettiğin hikâyenin muhteşem ışıltısına gölge düşürmemek için.
Bir bankta tanışanın hikâyesi ile bir tutabilir misin bizimkini?
Belki olsa olsa Usta ile Yenge bu klişelerin dışındadır.
Onu da saymazsan en güzel hikâye bizimkisi.

Kaç? Belki kırk bin, belki iki yüz kırk bin yıl önce iki kardeşin bu davadan gündemleri olmuştu.
Sonra da biz işte. Güzelim be, hâlâ hikâye.

Diyorum ki; bu gökte süzülen, ışık vurunca rengi değişen hikâyeyi sıçrayıp uzansam, tırmanıp üzerinden bastırsam.
Bir bulut gibi süzülür mü aşağı doğru, arza kadar?
En güçlü gücümle binsem tepesine, yere değdirsem ayakları yere basar mı?
Zor.
Anası kız demiş ama kız umudum az demiş.

Bir hikâye ne zaman ayakları yere basar?
En boktan icadımız olan noter mercii devlet takdir eder, onaylarsa mı?
Şahit olanların üçüncü derece arkadaşlar değil birinci derece akrabalar olursa mı?
Uğruna ölünürse mi?
Romantikliği bırakıp uğruna yaşanırsa mı hikâye ayakları yere basar, zahiri bir bedene bürünür de gerçek olur?

E biz yaşadık ya. Yaşamadık mı?
Yaşamak için kaça kadar saymak lazım?
Bir gün de olsa, bir dünya turundan az da olsa yaşadık ya.
Vallahi benim ayaklarım yerdeydi güzelim.
Önüne ömrümü koydum görmedin mi?
Söz vereceğime söz verdim.
Diyeceğim dedim, iyi günde, daha iyi günde, her türlü uğruna ölünür diyecektim.

Kabahatli bulur klişe hikâyeler.
Bizimki çok güzel bir hikâye olduğu için kabahatli yok.
Pembe, mavi ve sarıyı çok seviyorsun diye pembe, mavi ve sarı bir bulutmuşsun da ışıkla kırım kırım kırılıyormuşsun gibi yaşamayı seviyorsun.
Senin varlığın bir hikâye.
Rüzgârla dans etmeyi, gök gök gezmeyi seviyorsun.
Gez.

Yorumlar