İtiraf

İşin aslı; ruhumu parça parça edip benliğimi söküp alan, beni bir avuç değersiz gibi aciz hissettiren... sonra belki yirmi yıl kadar sonra atom atom yeniden özenle birleştiren bir aşk yıkımının intikamısın. Üzgünüm.

Üzgünüm, öyle bir yıkımdı ki bu; seni de beni de inandırdı bunun doğaüstü bir aşk olduğuna. Üzgünüm, o yıkım adamın sayfa sayfa kitap yazdığı, yığınların ağzını sulandırarak “ne sevmiş, adam böyle severmiş” dedirttiği, yıllarca kendimin bile aşk sandığım… gecelerce içinde ne olduğunu bilmeden ağladığım o yalan sevdaya —sana— gark etti.

Üzgünüm, seni ben de önemli sanmıştım.

Öyle ölümcül bir zehir, öyle ölümcül bir ilaçtı ki… Dağların kaldırılmasını gerektiren yükü tüy kadar hafifletti. Beni kendimin farkına vardıracak kadar etkiledi. Onun büyüsü özeme nüfuz edince, dışarıdan kendine bakabilenlerden oldum. İnsanları kör eden, yönünü değiştiren şeyler bana yüzüme çarpan hava kadar hafif geldi. Değişmez oldum. Çelik oldum. Fillerin dünya üzerinde tepinmesi kadar işledi bana.

Öyle kudretli bakana, böyle kayıtsız âşık olunca öyle oluyormuş. Aynını milyon kere söylerim: Fillerin dünya üzerinde tepinmesi ne kadar etkilerse beni, huri kızları da onun güzelliğini seyrettikten sonra o kadar etkiler. Güneş ışığı göğün en yakınında dahi olsa, onun ışığını gördükten sonra bana o kadar işler. En pahalı fahişelerin dokunuşu, fillerin toprağına ne kadar işliyorsa bana da o kadar işler. Fillerin tepinmesi Alp’i, Everest’i, Ahir’i, Ararat’ı, Nemrut’u ne kadar sarsarsa, bir tırın çarpması da o kadar sarsar ona çarpılanı.

İşte öyle gülüm: hayatının en önemli adamını kahve falında çıkartıp, kocaman aşkını başkasının sevdasının tırnak izi yapacak kadar irice bir sevda…

Ben de bilirim düz cümleler derdi anlatmak için daha iyidir. Sevilen yazarlar öyle yapar. Kolay anlaşılır, içselleştirilir. Dümdüz anlatmak bir duyguyu, efsane dert anlatıcısının en babayiğit özelliğidir. Ama benim düzümle doğrum altüst oldu, onu gördüğümden beri.