Ejderha
“Ah Güzin ah… Sen bu hallere düşecek kadın mıydın?” dedi, mor elbisesinin eteklerini toplayıp yanındaki banka oturarak, yürümekten vazgeçti. Uzun bir yol yürümüştü bu hayatı, kırkına dayanmıştı.
Az önce karakolda ifade vermiş, psikiyatri bölümünden ihtar almıştı. Kâğıdı çantasına koydu. “Bomboş” diye andığı hayatını dizine yatırdı; iç muhasebeye, savaşa hazırlanır gibi hazırlandı. Derin bir nefes aldı, omuzlarını kısa kısa öne arkaya sallayıp yerine oturttu. Keskin bakışlarını denizin ta ötesine uzattı.
Arkeolog olarak yaptığı son izinsiz kazı için çağrılmıştı karakola. Düşündü. Kazıda bulduğu lahitten bahsetmişti. Düşündü. Lahitin altındaki küçük altın kupadan bahsetmemişti ama lahitte yazılı olanlardan söz etmişti:
“Bu kupayla denizden su alıp içersen tuzlu olmaz. Bir mor su ejderhası, son damladan önce karşına dikilir. Eğer usandıysan buradan, seni dilediğin yere götürür. Velev ki dilediğin yer göklerin üstü olsun ya da kralların tahtlarının mahalli.”
Bu yazıyı dört beş saat boyunca öyle inanarak anlatmıştı ki ihtarı bu yüzden almıştı. Şimdi ise sakladığı kupayı çantasından çıkardı. Bomboş hayatını bankın üzerine yavaşça bıraktı.
Denize yirmi otuz adımda ulaştı. Bir yudum su aldı. Ve o bir yudumla dilediği yere vardı.
Yorumlar
Yorum Gönder