Durağan

Evini terk edip ıssız ormanları kendine yaşam alanı seçeli birkaç köpek ömrü geçmişti. Şelalenin döktüğü suyun ortasında yükselen kaya adasının tepesine oturdu, etrafına baktı. Zaten bakmak için bolca vakti vardı; bu yüzden hakkını vererek baktı.

En az yedi zürafa yüksekliğindeki şelale, hiçbir insanın olmadığı kadar temiz akıyordu. Daha düşmeden önce fesat bir kaya sularını ikiye bölüyor, şelale bu nifakla biraz köpürüyordu. Yine de çevresinden en uzağına kadar her şey o sudan istifade ediyordu.

Sağına soluna uzanan yamaçlar en aşağıya kadar yemyeşil otlarla, çiçeklerle, sarmaşıklarla bezenmişti. Şelalenin sakinleşip dereye kavuştuğu yerde küçük renkli kuşlar ve maharat bal arıları görünmeye başlıyordu.

Derler ki ışık kırılınca hem üzülür hem de yedi renge bölünürmüş. Oysa burada ne yedisi… Yetmiş yedinci renge kadar çiçekler, tuhaf bitkiler tüm alanı kaplamıştı. Hamarat bal arılarının en gözde mekânı bu renkli ufaklıklardı.


Yorumlar