Biri olmak
Hey. Hey demlik, baksana. Hişt, sana diyorum. İçim yine kaynıyor. İçimi dökmem lazım. Söyleyeceklerim sana dair gibi gelebilir ama öyle değil; alınmadan dinle, tamam mı?
Evet, yine bir varoluş sancısı çekiyorum. Neden var olduğum kadarıyla yetinemiyorum? Birisinin bana “sen varsın” demesine ihtiyacım yok aslında. Varsam varımdır. Ya da zat-ı muhteremin dediği gibi, düşünüyorsam varımdır. “Var mıyım?” diye sormak zaten soru değil, serzeniştir.
Bunlar nereden çıkıyor, biliyor musun? İşte alınacağın yere geldik. Sana “demlik” diyorlar. İkimiz bir aradayken —sen üzerimdeyken ya da değilken— “çaydanlık” oluyoruz. Ama ben tek başıma özel bir isimle anılamıyorum. Sen bana zihninde ne diyorsun mesela? “Altım”? “Üzerine kurulduğum şey”? “Su sağlayıcım”? “Sulu şey”?
Bak, bana isim verecek olsalar, “suluk” deseler —çocukların beslenme çantasındakiyle karışsa bile— razıyım. Sonuçta çayın demi sende, sana “demlik” diyorlar. Çayın suyu bende, bana da “suluk” desinler. Basit, anlaşılmaz ama olsun.
Belki yaptığım iş onlara pek matah gelmiyordur. Oysa ateşi götünde cayır cayır hisseden benim. Yükün en ağırı benim omzumda. Başka işlere de yararım. Çiçek sulayacaksın mesela, koyarsın suyu bana, sulayıverirsin. Sen hiç demlikle çiçek sulayan gördün mü? Göremezsin. Çünkü demlik hiçbir zaman çay bitince yıkanmaz; içinde hep bir kalıntı kalır, bir sonraki çay saatine kadar. Yani temiz sayılmaz. Ama ben her zaman, her iş için temizim.
Alınma lütfen. Bu bir eksiklik değil, bir tabiat. Senin de tabiatın öyle, benimki de böyle. Belki de yükü taşıyan, işin çoğunu yapan herkesin tabiatı böyledir: İsimsiz olmak. Bir bütünün parçasıysan, hep o bütünün adıyla anılmak.
Bilmiyorum demlik… Ben senden ayrılsam şimdi, bir “nam” uğruna… Ama artık her iş için temiz olmasam… Buna değer mi? Emin değilim. Şimdilik adım olmasın. Bizim adımız “çaydanlık” olarak kalsın. Hurdaya atılmaz da sağ kalırsak, sonrasına sonra bakarız.
Yorumlar
Yorum Gönder