Aptal Yeşil

Güneşin kavurduğu çavdar tarlasından dönüyordu. Tarlanın sınırında birkaç heybetli çınar ağacı, çınara hayat veren yarım canlı bir kuyu… Sevcan kuyunun başına, çınarın gölgesine önce elindeki nacarı ve birkaç parça yemeğini sardığı çıkınını attı. Sonra düşer gibi oturdu.

Gözlerini tarlada bir şey arar gibi gezdirdi.
— Sarı güzel, dedi. En aptal renk yeşil.

Her renge biraz saygısı vardı aslında. Her sayıya, her ritme, her kokuya da. Gerektiği kadar. Ama aptal yeşile tahammülü yoktu. Her yeşile değil, yalnızca aptal yeşile.

Yeşili aptal yeşilden ayıran şey, onca konacağı yer varken gidip asker elbisesine konmasıydı. Akıllı bir yeşil yosuna konar, ağaca konar, hiç olmadı alevin yalımına konar. Aptal yeşilse genç kızlar için kötüdür.

Bir genç kız bir adamı görünce hemencecik kanmaz. Hemen arkasında el sallayıp kalbini derdini ona bağlamaz. Ama aptal yeşil bunların hepsini yaptırır. Sonra da düşmanın dikkatini çeker, adamı bayrak gibi ifşa eder. Genç kızlar ağlar.


Yorumlar