İntihar
Hiç ihtiyacım yok yeni bir kalp ağrısına.
Benim çocuğum öldü.
Bak, şu karşıda duran siyah at benim. Üzerindeki eğeri görüyor musun? Beyaz. El işlemesi. Kendi ellerimle ördüm. Üstelik eğer örülebilecek bir şey bile değilken. Üzengileri de ben büktüm. Bağlı oldukları deri, köpek derisi. Ölen çocuğumun köpeği intihar etmişti. Adı Mercimekti. İntihar etti, ben de derisini yüzüp işledim, atımın üzengisine kemer yaptım. Yani anlayacağın, bu hayatı çok abartıp çok uğraştım. Her işime damla damla ter, soluk soluk nefes harcadım. Ellerimi aşındırmaya bu kadar gerek yokmuş, anlıyor musun?
Oğlum da böyle uzun emeklerim, zor kararlarım ve nice çabalarım ile öldü. Lordun komutanıydım yıllar önce. Saygın, muteber, başarılı bir komutan. İki oğlumu el bebek gül bebek asker edip komutama aldım. Kılıç öğrettim, at baktırdım. Savaş stratejilerinde çalışsınlar diye bucak bucak dünyayı gezdirdim. Bir gün lordumuz küçük bir askeri grup ile sefer emri verdi. Sekiz-on kişilik bir birlik, muhalif toprak lordunun gizli askeri inine girecek, altınlarını, silahlarını, erzaklarını ve adamlarını keşfedecekti. Görevi bana verdi. Ben de tabii ki iki oğlumu ve seçkin adamlarımı alarak yola çıktım.
İki gün at sürdükten sonra izlere rastladık. Planımız: tüccar kılığında karşılaşmak, belki aralarına karışmak. Olmazsa da ticaret bahanesiyle bilgi toplamak. Her şey harika başladı. Kamp kurduğumuzda iki kişilik devriye ateşimizin başına geldi. Kolayca inandılar tüccar olduğumuza. Kuş ve şerbet ikram ettik. Küçük oğlum şiir okudu. En iyi askerim devriyelerden biriyle şakalaştı. Diğeri kadınlardan bahsetti. Gecenin çoğunu bizimle geçirdiler. Ayrılırken burada beklememizi söylediler. Birliklerini buradan geçirip bizden kuru et, biley, kuşburnu alacaklardı. Gittiler. Kamp sessizleşti. Herkes karanlığı araladı gözleriyle. Tehlike yoktu. Tehlike sesi de yoktu. Bir at koşumu mesafede sadece sakin akan bir çayın sesi. Biraz birbirimize yaklaşıp planı netleştirdik. Herkes sakin olacaktı.
Sabah oldu. Yirmi-otuz kişilik birlik kampa geldi. Sandıkları açtık. Etin tadını beğenmediler. Kuşburnunu rayihasız buldular. Biraz erkeklenip mallara çökmek istediler. Komutanları büyük oğlumun omzuna yumruk atıp diz çöktürünce, hançeri belinden savruldu. Bizdekilerin gerginliği hemen fark edildi. Komutan kılıcını çekince hem biz hem onlar silahlarımıza davrandık. Çok uzun sürmedi. Yarımızı öldürdüler, kalanımızı esir aldılar.
Ben ve küçük oğlum bir kafese. Büyük oğlum ve okçumuz başka kafese. Diğerleri kaybolmuştu; belki çalılıklar, belki gözlerim çalılık görmeye başlamıştı. Yarım günden sonra okçuyu alıp götürdüler. Çeyrek gün sonra geri geldiğinde başka biriydi. Korku dedikleri şeyle orada tanıştım. Gecenin yarısı geçti. Bu kez oğluma yeltendiler. O an kadar yenilmiş hiç hissetmedim. Başımızdaki muhafıza sakin bir sesle seslendim. Oğlumun götürüldüğünden haberim yokmuş gibi konuşmaya başladım. Korkak, yetkili bir asker rolüyle lordumu satacağımı söyledim. Belki inandı, belki başka niyeti vardı, beni çıkardı.
Kafesi kilitlerken bir kazık parçasına atıldım. Gürültüyü duyanlar koşuyordu. Kazığı muhafızın gırtlağına saplayıp çalılıkların ardına kaçtım. Hem götürülen oğlum hem kafesteki oğlum için hayatta kalmalıydım. Karanlık sayesinde izimi kaybettirdim ama oğlumun izini de kaybettim. Sabaha karşı geri döndüm. Her şey daha kötüydü. Bir başka eşkıya grubu kampı basmış, bazılarını öldürmüş, bazılarına tecavüz etmiş, bazılarını esir almıştı. Birinin kolları kesilmiş, kestikleri yeri dağlıyorlardı. Sırtı bana dönüktü. Yüzüne bakmadım. Oğlum beni kolsuz görmek ister miydi, bilemedim. Tam bunu düşünürken birkaç yarma tarafından zapt edildim. Kolsuz oğlumla birlikte esir düştük.
Köle olmaya alışmamız sadece iki gün sürdü. İki gün sonra zincirlere vurulup kamptan çıkarıldık. Yarım günlük yol gitmiştik ki bir dere kenarında cesetler arasında diğer oğlumun kafasını gördük. Konuşamadık. Yürüdük. Ya da dünya altımızda kaydı.
Birkaç yıl sonra bir fırsatını buldum, oğlumu ve kendimi kurtardım. Memlekete döndük. Evimiz harabe gibiydi. Haberleri duyan eşim ve küçük kızım gitmişti. Nereye, niye — hiç öğrenemedim. Köpeğimiz bizi beklemişti. Birkaç ay yaşadık evimizde. Zaten çok az konuşuyorduk, belki hiç. Emin değilim. Bir sabah uyandığımda oğlumu şöminenin içinde buldum. Ne ateş vardı ne duman. Sadece kesif bir koku. Ağlayamadım. Bedenimi hissetmiyordum. Nefesimi duymaya konsantre oluyorum çoğu zaman. Yüzümü de hissetmiyorum. Bahçede mezar kazarken bir ara ellerimi hisseder gibi oldum ama çabuk geçti. Oğlumu güzelce defnettim. Köpeği gelip mezarının üzerine uzandı. Hemen önüme. Hiç hareket etmeden kalbini durdurdu. Böyle bir intihar hayal edemezdim. Kollarım karıncalandı.
Çantamı alıp çıktım. Konuşmayacağım işler yapıyorum. Konuşmam gerekirse yolculuk ediyorum. Bağ kazıyorum. Ahır temizliyorum. Demir dövüyorum. Yok oluyorum. Midem ekşiyor yok olurken. O yüzden hiç ihtiyacım yok yeni bir kalp ağrısına.
Yorumlar
Yorum Gönder